<
Salı, Ocak 22, 2008 - YALVARIŞ! |
Bir zamanlar Mekke'yi bir kaç yıl kıtlık basmış her tarafı kasıp kavurmuştu. Yapraklar iyice sararıp solmuş, toprak yer yer çatlamış, bütün canlı varlıkları hüzünlü bir sesislik kaplamıştı. Halk neredeyse kıtlıktan kırım kırım kırılmaya başlamıştı. Günlerden bağrı yanık toprağa bir damla yağmur damlası bile düşmemişti. Bu durum karşısında Mekke ahalisi ard arda tam üç gün yağmur duasına çıkmış, fakat gökyüzünde yağmur getiren bir bulut bile görememişti. Hikayenin bundan sonrası Allah dostlarından Mübarek oğlu Abdullah'ın ağzından dinliyelim: Türlü fitne ve kargaşalıklarla birbirini yemeye çalışan halk yığınlarının ard arda üç gün yağmur duasına çıkarak, yağmurun yeryüzünü kana kana suya doyurmamasına imkan yoktu. Çünkü bu özü sözüne, içi dışına uymayan insan yığınları, yağmurun yağması için, içten inanarak Allah'a duada bulunmamışlardı, bulunamamışlardı da. O yüzden bu kuru kalabalık halk yığınlarından ayrılıp ıssız bir mağaray çekilerek orada gösterişten uzak ve samimi bir şekilde, sakin sakin yüce Allah'a dua etmeyi tasarladım. İçimden diyordum ki, belki yüce Yaradan bana acır, duamı kabul eder de susuzluktan cayır cayır yanan bu insanlara bir süre yağmur yağdırır. Gerçekten düşündüğüm gibi insanlardan uzaklaşarak dağlardan birine bir mağaraya gittim ve Allah'a yağmur yağdırması için, bütün varlığımla yalvarıp yakarmaya koyuldum. Henüz duaya başlamıştım ki mağaranın içine koyu esmer renkli bir genç girerek iki rek'atlik namaz kıldı, ardından da başını yere, secdeye kapayarak dua etmeye başladı. Dua, ederken şu sözleri mırıldanıyordu: "Allah'ım!.. Mekkeli kulların üç gün ard arda yağmur duasına çıktılar, fakat bir türlü onlara diledikleri yağmuru yağdırmadın. Ululuk ve yüceliğin hakkı için bizi kana kana yağmura kandırmadıkça, secdeden başımı asla kaldırmayacağım. Buna huzurunda kesinlikle and içiyorum." Ben mağaranın sapa bir köşesine çekilmiş içten dua eden genci imrenerek dinliyordum. Adam gerçekten sözünü tuttu ve göste yağmur bulutları belirerek yeryüzüne şakır şakır yağmur dökmeye başlayıncaya kadar başını secdeden kaldırmadı. Yağmur yağmaya başlayınca kalktı ve yola koyuldu. Bu adam kimdi? Neyin nesi idi? Bunlar adeta beynimi zonklatırcasına kafamın içinde gezip dolaşan, meraktan çatlatan sorulardı. Ben de peşinden yollandım. Adam şehire girince bir eve daldı. Bahçe kapısının önüne çömelerek birisinin çıkmasını bekledim. Çok geçmeden biri çıkageldi. Merak ediyordum. Bu ev kimindi? İçeriye dalan kimdi? Çıkan adama bunları sorduktan sonra "misafir kabul eder misiniz?" diyerek içeriye girdim. Ve ev sahibine, bir hizmetçi (köle) satın almak için geldiğimi arzettim. Ev sahibi az önce içeri dalan esmer genci getirdi. Almak istediğimde "Bu size yaramaz. Çünkü tembelin tekidir, beyefendi" dedi. "Neden tembel?" diye sorduğumda adam, "çalışmıyor, iş yapmıyor" diye kesip attı. Sonra iyice süzdükten sonra mağarada yaşın yaşın secde ederek yağmur duası eden genç olduğunu hemen hatırladım ve beğenince de hemen "kaç paradır" diye fiyatını sordum. Adam "Ben 20 altına aldım, fakat bir işe yaramaz olduğu için size on altına derhal vermeye hazırım" dedi. Ve yirmi altını vererek oradan köle ile birlikte yola koyuldum. Yolda yürüklerken köle, "Beni niye aldınız? Ben size asla hizmet göremem. İsmimi sorarsanız Allah dostlarını tanıyan, Allah dostlarından biriyim" dedi. Böylece tanıştıktan sonra onu getirdim. Abdest tazelemek isteyince hemen önüne ibriği koydum. Ayaklarına takunyaları verdim. Esmer genç bir güzel, abdest aldı, namaz kıldı ve sonra secdeye bir kapandı ki, sorma gitsin. Kalkmak bilmiyor. Merek ederek yanına sokulduğumda Allah'a şairin şu iki özlü ve malanı mısralarıyla dua ettiğini duydum: "Ey sırların en gizlisini bilen Yüce Allah'ım!.. Olanca sırrım ortaya çıktı. Sırrım ortaya çıkıpta ün saldıktan sonra bir daha yaşamak istemiyorum. Ne olur canımı al." Bir ara ses kesildi. Yanına iyice sokulup vücudunu hareket ettirdiğimde baktım ki artık bu dünyaya gözlerini yummuş. Hemen yıkadım, kefenledim ve bir mezar kazarak oraya gömdüm. O gece uyurken şöyle bir rüya gördüm. Rüyada nur saçan yüzüyle iki cihan güneşi sevgili Peygamberimiz (sav.) bana doğru dönmüş gülümseyerek bakıyordu; sağ yanında yaşlı bir Allah dostu, sol yanında da o koyu esmer renkli genç kurulmuş oturuyorlardı. Hepsi de etrafa bir nur halesi saçıyorlardı. O esnada Hz. peygamber (sav.) bana şöyle hitap etti: "Ey Mübarek oğlu Abdullah!.. Allah (cc) sana mükafat bahşetsin. Bugün Allah dostlarımızdan birine ne büyük iyilikte bulundun. Bunun manevi derecesini bir takdir edebilsen." Dayanamayıp da, "Ey Allah'ın Resulü!.. O genç senin dostun mu? diye sorduğumda, "Evet o, hem benim hem de esirgeyici olan Allah'ın yakın dostu |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Salı, Ocak 22, 2008 - BİR SAATLİK DOST! |
Hızlı bir çalışma temposunun ardından saatin beş olduğunu Kat nöbetini devretmeye gelen hemşire arkadaşlar sayesinde fark etmiştik. Yoğun bir servisti çalıştığım servis, çocuk servisleri hastanelerin en yoğun ve gürültülü olan servisleridir. Artık günün yoğunluğu geçmiş servis sessiz bir hal almıştı aksam tedavilerini henüz bitirmiş ofiste çay içmeye gitme telaşındaydım. Çünkü o günün ilk çayını içme fırsatı yakaladım diye kendi kendime düşünüyordum.
Kep dağılmış saç baş karışmış yorgun bitkin bir haldeydim tedavi odasından çıktığımda. Aynada kendimi tanıyamadım ofise geldiğimde hemşire odasının telefonu çalıyordu. Oturduğum yerden büyük bir güçlükle ayağa kalktım ve telefona gittim karşıdaki ses acilde trafik yaralılarının olduğunu içlerinde çocukların da bulunduğunu damar bulamadıklarından dolayı acile yardıma gelmemi söylüyordu. Tüm yorgunluğumu unutmuş hızla acil servisine yönelmiştim ki diğer telefonda nöbetçi hekimin icapçı beyin cerrahı hekimiyle gelip gelmeme konusundaki tartışmasını duydum. Nöbetçi hekimin sesi ortalığı çınlatıyordu:
- Ne yapalım? Bırakalım ölsün mü bu insanlar? Gelmek zorundasınız!
- .......
- Gittiğiniz davet beni ilgilendirmez! Nöbet değiştirseydiniz çok önemli bir davetti madem.
-.......
- Siz Hipokrat yemini etmediniz mi ?
Konuşma böyle sürüp giderken gelen asansöre binerek koşarak acilservisine gittim. Her yer kan revan içinde ağlayan koşuşturan yakınını bulmaya çalışan bir yığın insan vardı bu kalabalıkta sağlıklı bir iş nasıl yapılırdı bilmiyordum ama her kez elinden geleni birilerine bakma gayretini gösteriyordu. Acil serviste yatak kalmamış sedyelere insanlar yatırılıp ilk müdahale yapılıncaya kadar bekletiliyor yetersiz kalan personel yerine hastaları yukarı sevk edilen servise aileleri çıkartıyordu.
Onca kazazede içinde başında kimsesi olmayan ama durumu da oldukça ağır 15-17 yaş arası bir genç vardı gerekli müdahalesi yapılmış fakat sevk edildiği beyin cerrahi hekimi henüz görev yerine gelmediği için orada bekletiliyordu. Kendime ait serum ve tedavileri uyguladıktan sonra o çocuğun başına giderek ilgilenmeye çalıştım şuuru yerindeydi konuştuklarımı anlıyor fakat cevap veremiyordu son anlarını yaşadığını görüyor ve yalnız olduğu için korkunç derecede üzülüyordum onu orada yalnız bırakamıyordum. Zaten ben onunla ilgilenirken acil servis boşalmış, tüm hastalar gerekli servislere dağıtılmıştı. Ellerimi sımsıkı tutuyordu, bırakma dercesine gözlerinden yaşlar süzüldükçe kendimi ben de tutamaz hale gelmiştim, eğildim yanaklarından öptüm. "Bırakmayacağım seni sakin ol, üzülme sakın" diyordum hiç tanımadığım, daha önce hiç görmediğim bu insana anlatılmaz bir yakınlık hissediyor, sanki onun acısının aynısını çekiyordum. Çok acı çekiyordu hem yalnızlığından hem de geçirmiş olduğu beyin travmasından. Ne kadar süre daha onunla kaldığımı hatırlamıyorum. Avucumu bırakmasıyla kendime geldim. O artık aramızda değildi, bu dünyayı terk etmişti ve ben gelmeyen doktoru suçluyor, içimden lanetler yağdırıyordum. Derken beyin cerrahi hekimi gelmişti. Hastanın daha doğrusu ex ( ölmüş) gencin üzerindeki çarşafı almamı söyledi.
Çarşafı kaldırdığımda doktorun hiç bir şey söyleme fırsatı olmadan yere düştüğünü gördüm. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Yemekli bir davetten gelmişti. Acaba çok mu sarhoştu ya da kalp krizi mi geçiriyordu diye düşünürken diğer hekim arkadaşları olaya müdahale etmişlerdi bile. Ölen o gencecik insanın babasıydı bu doktor ve kendi evladının tedavisi için çok geç kalmıştı ne yazık ki. Kötü günde oğlunun acısıyla felç geçirmiş ve görevine yeniden dönememişti. Seni yeniden andım KEREM ruhun şad olsun, hayattaki bir saatlik dost bana yıllardır yaşattığın tecrübeyle dost kalan dost .. 1986
|
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Pazartesi, Ocak 14, 2008 - ALLAHIM! |

ALLAHIM !
BANA ÖYLE BİR GÖNÜL VER Kİ:
Bir kuruluşun tepe noktasında yetkili olsam bile, bunu asla başka şekilde kullanmamalıyım. Günlük yaşamda "ben" yerine, daha çok "sen" sözcüğünü kullanabileyim...
BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:
Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe, doldursun sarsın çevremi. Hatta düşmanlarımı da sevebileyim...
BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ:
Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyim doğanın koşullarına, eşim ve çocuklarımı da mutlu et ki, mutluluğu başkalarına da götürebileyim...
BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:
Düşünebileyim, konuşabileyim.
BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ:
İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür edenlere; bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim.
BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:
İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olabileyim.
BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:
Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.
BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:
düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, kahrolduğum, varolduğum şu anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim.
BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :
Yıllar sonra beni hatırlayanlar "herkese iyilik eden, tüm insanları seven, o düzeyde de sevilen bir kişiydi " diye konuşsanlar ve ben de huzur içinde olabileyim. BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ:
Birgün yenilip, içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem; bu bir düşünce ise düşüncemi, bu bir adım ise ayağımı, bu bir uzanma ise elimi durdurabileyim.
BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ:
Sükûneti bulayım, durabileyim
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Cuma, Ocak 11, 2008 - ÖNCE VATAN! |
Bu toprağa nice canlar verildi,
Haindir ülkemi satan diyorum,
Zalimler ordusu yere serildi,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Toprağını sürdüm ekini biçtim,
Ekmeğini yedim suyunu içtim,
Asker olmak için sıraya geçtim,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Bir elimde silah birinde kur!an,
Geldi diyorlar bak şehitlik sıran,
Babam bile olsa karşımda duran,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Gözümü kırparda durursam beri,
Korkar da atarsam bir adım geri,
Kalbime saplayın tüm süngüleri,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Mehmetcik sınırda nöbet tutuyor,
Bütün sevdikleri rahat yatıyor,
Kalbi vatan vatan diye atıyor,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Ağlamasın aman ağlamasın yar,
Vatan için ölmek hiç olur mu ar,
Size ahirette şefaatim var,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
SEDAT KOCABEY.
|
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Salı, Ocak 8, 2008 - HAYAT! |

Her şeyde nasıl siliniyor bir çırpıda,başlıyor mu yoksa, ölüyor mu yavaş yavaş ya da… Hayatın rengi ne, bu ne keşmekeş,kim, nereye, neden,nasıl … Aklında dolaşan soru işaretleri… Sevdaya dair, hayata dair, nedene, nasıla dair… Bir çırpıda yaşananlar, geleceğe uzananlar,geçmişe dönükler.. Kimin neyin hangi hayatın peşindeyiz, kimi yaşıyoruz kendimizi hiçe sayarak. Kimi önemsiyoruz, kimi seviyoruz,kimle birlikteyiz. Yaşananlar mı gerçek yoksa yaşanması gerekenler ama hayata bir türlü geçiremediklerimiz mi?... Hayatın rengi ne gerçekten.. Kim pembe diyor, kim gri,kim sarı, sonbahar gibi,kimi ilkbahar gibi yerleştiriyor yüreğine.. Nereye gidiyoruz, nerden geliyoruz, kimle paylaşıyoruz… Paylaşabiliyor muyuz umarsızca, karşılıksız,… Paylaşmaya mı çalışıyoruz, yoksa çıkarlar uğruna mı paylaşılanlar… Yürek sonra… Onca yılın ardından yürekte sızı bırakanlar , acıtanlar, bahara çevirenlerin yanı sıra paramparça etme çabasında olup bundan haz duyanlar.. Kimi neyi nasıl yaşıyoruz.. Kötü müyüz gerçekten, yoksa “ben iyiyim” diyenlerden mi? Hayatın kendine sunuyor muyuz iyiliğimizi, güzelliğimizi, sevgimizi…Yoksa iyi,cici görünüp yüreğinde barındırdığı kötülükleri saçma çabasında olanlardan mı?…Kimiz, neyiz, nereye gidiyoruz…..Kimi kandırıyoruz, kendimizi mi yoksa karşımızdakini mi? Ne satıyoruz? sevgimizi mi ,yürekte hiç var olmayan ama olduğunu savunduğumuz sadakati mi? Sonra ne veriyoruz karşımızdakilere,ne alıyoruz karşılıksız,beklentisiz....Çivisi yok bu dünyanın, feleğin çemberine çomağı sokacak bir tekeri bile… Yok mu? Yoksa var mı? Yaşama çabası ne, amacımız sonra… Sevgiye dair yaşananlar, dostluğa dair , aşka dair.. Yaşıyor mu böylesi ruhlar,yürekler…Yoksa maddiyata dair mi yaşananlar hatta artık sevgiler bile.. Çıkarlar üzerinde giden bir dünyada mıyız? Öyle miyiz bir çoğumuz. Dost görünüp arkadan vuranlardan mı? Güzel sözler döktürüp zaman zaman ahlak abidesi kesilip her haltı yiyenlerden mi? Ya da başkası yaptığında günah ve kötü olan bir şeyi kendimiz yapınca iyi ve cici diye adlandırdığımız mı hayat denen şey? Hayat ne, biz neresindeyiz, nasıl yaşıyoruz , ne yapıyoruz?? Sordunuz mu kendinize? Kendinizi kandırmadan ama… Ne dediniz sonra… Mutlaka çok iyisinizdir, mutlaka doğru,mutlaka güzel şeyler yapan ve sunan,mutlaka her şeyin en iyisini yapan, mutlaka her işte çok başarılı, mutlaka çıkarsız ilişkiler kuran ve hatta dünyanın en iyi insanısınız değil mi? Haydi şimdi gerçek dünyaya geri dönün SAHTE YAŞANTILARINIZA |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Perşembe, Ocak 3, 2008 - SEVGİLİ! |
Sevgili! Sen gitmistin...Koyup bir basimiza, birakip pak ellerimizi, gurbetlerine salmistin bizi.Yetim kaldik, öksüz kaldik ve ellerimiz kirlendi yoklugunda...Sen gitmistin...Ayriliklarin dilini hece hece agliyoruz simdi.Aksamlar iniyor daglara ve hasretimiz yankilaniyor yamaçlarda.Sevgili!Nasil iltica edelim sana ;huzuruna nasil varalim, yalvaralim?!.Ve duyurabilsin mi sesini!?.Efendim, duyar misin sesimizi?..Sevgili!Sen ask ikliminde sultan, sen güzellik sahikasinda dolunay, sen vefa gögündehilal.Biz bir bakisinin dilencisi,biz dolunay tutkunlari,biz bayrami gözleyen oruçlar.Güzellik ordusunun hakani sen, gam ruzigârinda gedalar biz.Sen imrenme, biz ayiplanma.Sen özüsün varligin ve biz varlik iddiasinda küstah yoksullar.Sen sabah yildizlarinin isigi, biz gaflet uykusunda kervanci.Dert ve keder denizinde çiglik çigligayiz biz,kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.Çigliklarimizi bestelere karistiriver efendim,düskünlerine, savrulmuslarina kulak ver.Itivermezsin elinin tersiyle bizi, degil mi efendim?..Sevgili!Sen gitmistin...Yoklugunda kaybettik önce varligimizi ve sonra yok eyledik aklimizi da.Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz miknatistan ayrildi.Sen gitmistin...Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalindi sengsarlara;irmaklarimiz mecralarinda susuzluga mahkum edildi.Sen gitmistin...Çelik mermere çarpti, iradeye ates düstü yoklugunda.Hasretinden akillar yitirildi efendim,gönüller gölgelere düstü.Kucak kucaga güneslerimiz söndü,dudak dudaga denizlerimiz kuruduve sen gitmistin efendim.Sen gitmistin...Seninle birlikte her seylerimiz gitti.Sehitlerimiz kefenlerinden siyrildi senden sonra;kanlarimiz sahralar doldurdu.Kelimelerimiz anlamlarini yitirdi,kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularina...Hiçbir sey kazanmadik ayriliginda, efendim,hiç kâr elde edemedik.Aldandik, hep aldandik.Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.Bize sevmeyi unutturdular ilkin;sonra sevginin ne oldugunu...Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardi artik.Vurgunlar yedik pes pese efendim...Ve sen gitmistin.Sevgili!Sen gitmistin...Biricik siginagimiz, varligimizin övüncü, yüz akimizdin.Hayirlari söyleyip gitmistin,biz ser isler olduk.Uzun uzun emellere kapildik,kapilanip kaldik umutlarin kapisinda.Yolunda yürümekten üzerimize düsen,bas kaldirdik önce ve sonra yikilislar gördük hep efendim.Ellerimiz vardi açildikça dolan, uzandikça verilen;bögrümüzde kaldi ellerimiz.Hanim idik halayik olduk;bay idik köle edildik.Sen gitmistin...Yanmis igsilerle kara bahtimiza kara resimler çizdiler.Ask dervisleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapildilar,dönüslerinin ahengini kirdilar.Bölük bölük kadinlarimiz,grup grup erlerimiz,demet demet çocuklarimiz,kimi güler, kimi aglarken yitirdiler kendilerini.Ve sen gitmistin efendim...Sevgili!Hani bir ask idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askin kesistigi prizmada.Güzelligin cihani gösteren bir ayna;askin o aynanin cilasi idi hani.Güzelligin olmasa efendim,aski hiç bilmeyecekti cihan;askin olmasa güzelligi hiç anlamayacakti.Ask pazarinda mezat hep güzelligine; güzellik yurdunda yollar hep askinadurmustu efendim...Ve sen gitmistin...Sevgili!Derd ile aglayandin; hem derde salandin!..Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastalarin merhemiydin.Saadetle yasamis, saadet çagini yasatmistin.Suretleri ve canlari iman ile sen sekillendirmis,"Lâ" ile "Illa"yi i' câz ile sen dillendirmistin.Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düstü;Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.Artik düsmanlarimiz dostlar arasinda;dostumuz düsman içinde.Divanelere döndük, yaya kaldik yolunda.Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...Sana muhtaciz!..Sana en fazla muhtaciz.En fazla sana muhtaciz.Uyandir bizi uykumuzdan...Gel ey sevgili!Bir gelisle gel, bir gülüsle gel.Dog ufkumuza, sar dünyamizi, gir gönlümüze yeniden...Sana muhtaciz...Sana en fazla muhtaciz...
|
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Perşembe, Aralık 27, 2007 - ELLER VAR! |
|
ELLER VAR |
|
Eller var. Karıştırıcıdır. Her şeyi karıştırır. Münasebetsiz ellerdir bu eller. Olur olmaz yere sokulur. Girmemesi gereken yerlere girer. Karıştırıcı eller, pislikten kurtulmaz. Çünkü karıştırma aşkı her şeyi kapsadığı için, bunlar arasına pislik de girer. Bu tür eller bulaştığı pisliğin faturasını kendi karıştırıcılığına kesmez. "Oralarda ne arıyordun?" diyene, "Öyle her şeyi ve her yeri karıştırırsan, boyuna kadar necasete batarsın" diyene söyleyecek bir sözü yoktur.
Eller var.
Düzenleyici ve düzelticidir. Çapak gördüğü göze yumruk olmaz. Kimseye hissettirmeden, bir ana şefkatiyle o çapağı alır. Yüzün ve gözün güzelliğini çapağa feda etmez. Değdiğini bozmaz, düzeltir. Düzelteceğim diye "düz" hatta "dümdüz" etmez. Çünkü bu eller, amuda kalkıp da dünyayı düzeltme iddiasına soyunan "ters"lerin elleri değildir.
Eller var.
Hiçbir taşın altına girmeye yanaşmaz. Nice taşlar, kayalar, dağlar kaldırılır. O pamuk eller arazi olmuş, ortalardan tüymüştür. Ara ki bulasın. Israrla o elleri arar gözleriniz, ama yok. Sıkıntıya gelemez pamuk eller. Fakat dağlar gibi taşları taşımaktan yorgun ve bitap düştüğü için ayağı sürçenleri, tökezleyenleri görmeye görsün bu eller. Hemen ovuşturma vaziyetine girerler. Utanmadan yakasına sarılır, tokatlamaya yeltenirler. Utanmaz eller. Taşın altına sokmaya gelince toz olan bu eller, yakaya sarılmaya gelince aslanpençesi kesilir. Kırılası eller o eller.
Eller var.
Pamuk değil, nasır tutmuştur. Neden olacak? Elbet, her yarım kalmış yükün altına girdiği için. Her hayırlı teşebbüsün ucundan tuttuğu için. Her yükü ağıra el atığı için. Her yolda kalmışın kolundan tutup kaldırdığı için. Her dermanı tükenmişe derman kattığı için. Öpülesi eller o eller.
Eller var.
Vuracağı yeri bilmez, duracağı yeri bilmez. Kabarmış bir koltuğun elleridir bunlar. Sürekli tokat halinde gezer. Hiçbir şey bulamazsa, havayı tokatlar, suya yumruk atar. El ele vermişler zincirine girip, diğer ellerle birleşmez bu eller. Aksine birleşmiş elleri çözüp ayırır, kırıp koparır. Kırıp koparacağı başkalarının eli tükenirse, bu kez kendi ikizine yönelir, onu kırar, ona vurur.
Eller var.
Vuracağı yeri de bilir, duracağı yeri de. Dostu da tanır, düşmanı da. Yalnız dosta değil, düşmana bile rahmettir o eller. Yara sarar, ayıp örter. Bir ananın elleri gibi, okşayacak yetim, yaşını silecek öksüz, sıvazlayacak kırık yürek arar. Yıkılmışları yapar, dağılmışları toplar, yarımı tamamlar, tamamı kucaklar, ayrılanı birleştirir, birleşeni sıklaştırır.
Eller var.
Her önüne gelenden bir şeyler ister. Hiç işe girişmez, hep beleşe girişir. Sürekli istemek için açılır. Almaya bayılır, vermekten nefret eder. Bu ellerin bildiği tek dua "Rabbena hep bana"dır. Böyle elleri bin kez de doldursanız, bin birinciyi ister. Hapsini de kendi cebine boşaltır. Başka elleri de görmek gibi bir derdi yoktur. Bencil eller bu eller.
Eller var.
Hep almaz, ama hep verir. İddialı değildir, fakat kararlıdır. O elleri herkes ortalarda görmez. Muhatabının gözüne sokulmaz. Alkışı hak edeni alkışlamaktan çekinmez, fakat kendisi alkış istemez. Verirken görünmemek için köşe bucak saklanır. O eller, bir Allah'tan ister, başkasından istemektense taş kesilmeyi tercih eder. Fedakâr eller o eller.
Eller var.
Sürekli bedduaya durur. Bedduaya duran, suizanna ayarlı, kara yüreklere bağlı eller bunlar. Armudun sapı der, beddua eder. Üzümün çöpü der, beddua eder. Kusursuz kadı kızı arar, fakat kendisi pür-taksirdir. Herkese beddua için açılan bu uğursuz eller, herkesin ellerinin kendisi için duaya kalkmasını bekler. Bunu bulamadığında da yumruk olur, sağa sola saldırır. Haddini bilmez, kadir bilmez eller.
Eller var.
Sürekli duaya durur. Peygamberlerin ellerinden bir hisse kapmıştır. Dostlarına değil sade, düşmanlarına bile duaya durur. Sevdiği güllerin dikenleri tarafından kanatılınca, gülü kökünden sökmeye kalkışmak gibi bir cinayet işlemez bu eller. Aksine, gülünü sevdiği için, kendini kanatsa da, dikenini de sever. İçinde hayır olan bir yüreğe bağlı eller bunlar. İçinde umut ve sevgi olan bir yüreğe bağlı eller…
Ellerinize bakın, kendinizi tanıyın! Zira onlar, sizin aynanızdır.
Allah'ım! Ellerimizi bırakma!
MUSTAFA İSLAMOĞLU | |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Pazartesi, Eylül 3, 2007 - bizi bize bırakmayana hamdolsun!!! |
Efendim, cami kapisindan gecerken ezanin okundugunu duyan soför, geriye dönüp patronundan izin ister:
- Beyefendi izin verseniz de ezan okunmusken suracikta namazimi kiliversem de devam etsek? der.
Patron, pek de memnun olmazsa da izin verir. Soför camiye girer, patron da arabanin icinde bekler. Ancak cemaat namazini kilip ciktigi halde soför cikmayinca cani sikilan patron, arabadan inip caminin avlusuna dalar, pencere camina abanarak ta iceriye bakar ki, soför ellerini acmis duaya devam ediyor. Cami tiklatarak seslenir:
- Herkes cikti ne duruyorsun, sen de ciksana!
Cevap ibretli:
- Birakmiyor!
- Kim birakmiyor?
- Seni iceriye birakmayan!..
Bir düsünce alir patronu.
- Seni iceriye birakmayan!..
Hemen orada abdestini alir camiye girer ve yanina vardigi soföre seslenir:
- iste, der beni de birakti iceriye!
Yasli gözlerle bakan soför söylenir:
- Elbette birakir, der. Deminden beri bosuna mi gözyaslariyla dua ediyorum saniyorsun. Senin disarida kalmana gönlüm bir türlü razi olmadi, ellerimi acip iceriye alinman icin dua ettim. Sükürler olsun ki, Rabbim kabul etti duami da iceriye aldi, disarida birakmadi...
Iste burada birazcik duruyor ve diyorum ki:
- Sükürler olsun Rabbimize ki, bizleri de disarida birakmamis, iceriye kabul edilmisiz. Bunun farkina varmali, bu nimetin sükrü eda edilmeli, himmet ve hizmette asla ihmal ve gerileme olmamalidir. Yoksa nimet sükür görmezse gider. Bu defa da sükredenler alinir iceriye, etmeyenler kalir disarida...
|
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Pazartesi, Eylül 3, 2007 - VATAN! |
Vatan namustur,Vatan şereftir,
Vatan korunacak tek hedeftir.
Vatan sevdadır,Vatan aşktır,
Vatan için fedakarlık bir başkadır.
Vatan candır,Vatan kandır,
Vatana sahip çıkmak imandandır.
alaaddin TAŞKIN |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Pazar, Ağustos 12, 2007 - ÇOCUK KADAR OLABİLDİK Mİ??? |

ÖRNEK OLMAK:
Bir bilgeye sordular:
Bir bilgeye sordılar :
-Kimi örnek almalı?
Bilge:
-En güzel örnek çocuklardır.
Bilgenin çevresini saranlar:
-Ama çocuklar hiçbirşey bilmezler ki,gerçekleri ve doğrularıayırtedemezler,diye itiraz edecek oldular.Bilgehemen cevap verdi:
Yanılıyorsunuz.Çocuklarasla unutmamamız gerekenüç özelliğe sahiptir.Birincisi;hiçbir neden olmaksızın hep mutludurlar.İkincisi;hep meşguldürler.Üçüncüsü;birşey istediklerinde,onu ısrarlı ve kararlı bir şekilde elde edinceye kadar mücadele ederler.

|
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
Kategoriler
Kategori yok
Arkadaşlarım
• Acihangir • beyzaca • acizgonlum • yunusum • sehadetgulu • digilak • myvizyon • filiz70 • cihadasevdali • hakdostu • hasretim82 • kaikai • vuslatgulu • ResuleVuslat • teslimiyet • affeyleallahim • ensarlar • elislam • rindiseyda • amenna • bilgisayardersleri • sevdaligonul • vuslat78 • hacerulesved • keremcem130 • bebekorguleri • alperen71 • koyundanyavasgerek • berence • otoelektrik • osmanligencligi • sohbetsevenler • cennetkokusu • gonuldendamlalar • sevgisizsevgi • esmaveda • gulkokulum • ZuLaaL • vedudsevgisi • morvadi • NurulEnvar • osmanlievladi • orhangazi16 • kazimkarabekirpasa • okanbozkurt • ebrugiller • GulSultan • uneshan • takvadostlugu • mevhibee • sudenaz07 • mnelam • huzuryeli • anlamsizfirtina • musa47 • osizsiniz • saclariniz • yapraklik • 00yedi • leylifer0145 • ihya • cisil2006 • taytay
|